Bu Bir Evrim !

Bu bir Evrim!

Ne diyordu Darwin: Ortama daha iyi uyum sağlayan canlılar hayatta kalabilir, uyum sağlayamayanlar ise yok olur. Tabiatta, şanslı ya da güçlü olan değil, koşullara daha iyi uyum sağlayan kazanır. Aynısını iş dünyası için de söylemek mümkün.

Bugün, “Dördüncü Endüstri Devrimi” olarak adlandırılan dönemdeyiz. Bu dönemde, dijital teknolojiler her zamankinden daha çeşitli ve daha yaygın. Akıllı cihazlar, nesnelerin interneti, sosyal medya, bulut bilişim, büyük veri, yapay zeka, arttırılmış gerçeklik gibi konular hemen hemen tüm sektörlerin iş yapış biçimini etkiliyor. Küçük işletmelerden en büyük kurumlara kadar tüm firmalar, stratejilerini ve taktiklerini belirlerken dijital dönüşümüne uyum sağlamak zorundalar. Halihazırda ne kadar güçlü olunduğunun, ne kadar büyük olunduğunun, bugüne kadar işlerin ne kadar iyi gitmiş olduğunun bir önemi yok; dönüşüme uyum sağlayamayanlar, yok olma tehdidi ile karşı karşıyalar.

Dijital dönüşüm, bugünden yarına olacak hızlı bir değişimi değil, firmaların evrilmesini gerektiren kapsamlı bir süreci içeriyor. Yeni dünyaya uyum sağlamı, gerçek anlamda “dijital bir işletme” olabilmek için, üç ana alanda dönüşümün gerçekleşmesi kritik öneme sahip:

  • Müşteriler: Müşterilere dijital kanallar üzerinden ve dijital teknolojiler kullanılarak hizmet verilmesi
  • Firma içi süreçler: Firma içi süreçlerin ve operasyonların dijitalleşmesi
  • İşletme kültürü: İşletme kültürüne ve organizasyonel yapıya dijital yaklaşımın işlenmiş olması

Yukarıda belirtilen ilk iki unsur sağlıklı bir uçuş sağlayan kanatlar, üçüncü unsur ise kanat çırpmayı sağlayan enerji olarak nitelendirilebilir. Dijital bakış açısı işletme kültürüne nakşedilmiş ise, gerek müşterilere yönelik hizmetleri gerekse firma içi süreçleri dijital çağ ile uyumlandırmak daha kolay olacaktır. Örneğin, bu bakış açısını benimsemiş bir işletmenin, online kanallar üzerinden daha çok müşteriye ulaşmak üzere pazarlama hamleleri yapmaya daha meyilli olması beklenebilir. Benzer şekilde, böyle bir firmanın, firma içi süreçleri otomatik ve pürüzsüz hale getirmek üzere aksiyonlar alması da daha muhtemeldir. Bu alanlarda başarılı olan işletmelerin daha yüksek müşteri memnuniyeti, daha düşük maliyetler, daha fazla gelir ve sürdürülebilir kârlılık olarak geri dönüş sağlayacakları beklenebilir.

Evrim, koşullara uyum sağlamayı gerektirirken, mevcut tüm özelliklerin dönüşmesi anlamına gelmiyor şüphesiz. Bu anlamda, dijital teknolojileri benimseyerek bunların getirdiği avantajlardan faydalanırken, geleneksel iş yapış modellerini göz ardı etme yanlışına düşülmemeli. Dijital teknolojiler, birçok alanda insan müdahalesini azaltarak ve işlerin otomatikleşmesini içererek verimlilik sağlasa da “insan dokunuşu” da halen yeri doldurması zor bir değer sunuyor. Örneğin; Çağrı Merkezi kanalında kısa sürede bir insana ulaşabilmek, şubelerde veya dükkanlarda güleryüz ile karşılanmak, güven veren müşteri temsilcisi ya da satıcı ile muhatap olmak gibi değerler henüz dijital bir yaklaşım ile değiştirilemez durumda. Dolayısıyla, insan dokunuşunu korumak da dijital dönüşüm çağına uyumun bir parçası olarak değerlendirilebilir. Dijital unsurları ve insani unsurları kol kola yaşatmak, başarılı bir işletme için olmazsa olmazlardan.

2000 yılında Fortune 500 listesinde olan şirketlerin yarısından fazlası bugün faaliyet göstermiyor. Bu şirketlerin birçoğu dijital çağa uyum sağlayamadığı; kanallarını, süreçlerini, kültürlerini dönüştüremediği için iflas bayrağını çekti. Yani, tabiatta olduğu gibi, iş dünyasında da en güçlü görünen, ortama uyum sağlayamaz ise yok olmaya mahkum. Dolayısıyla, en küçük işletmeden en büyük kurumlara kadar tüm işletmeler dijital çağa uyum sağlamalı; dijital dönüşüme gözünü kapayan, bir daha hiç açamayabilir.